jest adamı: orospunun tövbesi tutmaz

bizim oralarda göte göt denir bildin mi? bildim bildim de her defasında bile bile ladesten sıkılamadım gitti. nerde arızalı adam var elimle koymuşçasına bulmayı kendime her daim görev edindim, görev bilinicimide hep yükseklerde tuttum. anlatsam benim yerime sen ağlarsın okuyucu ki zaman zaman bu çatlaklara değineceğiz. şimdi ki lise yıllarından kalma bir nağme.

lise dediğin nedir ki herkes romantik, erkekler fake bunlar fake şeklinde bağırmasına rağmen skor peşinde, kızlar desen naptığı belli değil. bir gün bakıyorsun evleneceği adamı bulmuş bir gün bakıyorsun yan sınıftaki yakışıklıyla fingirdiyor. hepimiz yaptık. dürüst olun. lisedeki nağmem yakışıklı değil ama sempatiğin sözlük karşılığı bir herif tam bir jest adamı ama baktın mı tam bir patates kafa. millet hoşlandığında ayy bu ne derken, türlü jestlerine maruz kalınca yelkenlerim dibi boyladı. kendisinin beni süper liseden kendi tabiriyle 'melek' gibi bir suratı olan kız için bırakması 1 ayı buldu. orospuya tövbe tutmazmış aynı hatayı bir sonraki yaz bu seferde yatakta maharetli bir abla için terkedilmeden hemen önce yaptım. yıllar geçti kimi için ben melek suratlı oldum, çoğu için yatakta maharetli oldum. jest adamının çağın illeti facebooktan bulması bir tık ötesindeydi. uzun bir süre öylece köşelerde kaldı arkadaş listeme +1 oldu. yalnızlık anlarına denk gelince de aynı klasik yakışıklı değil ama sempatik jest adamı kılığında burnumda bitti.

e dedik yıllar geçti 2 kahve içer lak lak ederiz. ben ki listemi hatırlamıyorum artık 3-5 kişinin yardımına ihtiyaç duyarım, nasıl oldu da bu tongaya düştüm anlamadım. kahveler oldu yemek, yemekler oldu gece msglaşmaları, mesajlar oldu işyerine yapılan 'hadi kahve içelim' teklifleri. e dedim güzel gidioruz. sabaha karşı bir miktar alkol sonrası açılan telefonlar, ilan-ı aşklar falan. acabalarla donattı dört bir yanımı.

tabii bütün bu durumlarda her ne kadar lisede olsakta insanı kıllandırmayan bir durum yok değil, atalarım demiş 7sinde neyse insan 70inde de odur diye. nedeeeğğğnn nedeeğğğğn dinlemiyorum yüzyıllar önce bilgece laflar sıralamış insanları, bende bilmiyorum.

her neyse uzattık yine. jest adamının son bombası tipik bir liseye dönüş yaşattı bana. onunla yattım kalktım falan şeklinde arkadaşlarla yapılan ego masturbasyonuna dönmüş olay. burda komik olan nokta öyle bir şey olmaması. şimdi burda kendimi aklamaya çalışmak gibi bir derdim yok. bizbizeyiz hayvani bir şekilde sevişmiş olsak seviştik derim. laf aramızda merak etmiyor değildim.

kadınların kendini aklamaya çalışmalarını çoğunlukla komik bulmuşumdur. bu tarz dedikodular çamur at izi kalsındır. yıllar sonra bile adamın ağzından 'hacı ben salladım onu' lafını duysan bile o laf kalır. eskiden beri de uğraşmam bu tarz şeylerle. milletin ağzı torba değil büzesin yapacak bir şey yok milletçe hastasıyız dedikodunun.

lakin konsept olarak artık akıllanması gereken insanların bamya çüklerine (tahmin ediyorum ki) bakmadan böyle şeyler sıkması çok acınası geliyor. pek çözemiyorum da nedeni. sadece bana değil bu tarz ağız ishali olmuş orospulara da tövbe tutmuyor anlaşılan ki lisede ne sikimsonik bir yaratıksa hala aynıymış.

ama yine de aşağıdaki yazılardan birinde dile getirdiğim ve muhtemelen yine dile getireceğim şey şudur: diline vuranın beline, beline vuranın diline vurmazmış bacım. bu böyleymiş. böyle de kalacakmış yüzyıl sonra belki bir kızceğiz de atalarım söylemişti inanmamıştım diye bu lafımı bir yerlere yazar.

bu nağme 

aldatmak ya da aldatılmak: bildiğin gibi değil.



amy abla you know i'm no good parçasını icra ederken bende şu düşüncelere gark oluyorum: dürüst olmak ya da olmamak, bile bile ladesin önlenemez heyecanı.

şu sıralar takıldığım ex sevgili - ki bu da başka bir başlıkta ayrıca incelenecek- vakti zamanında benimde yaşamış olduğum gibi her sevgilisini neredeyse zilyon kez aldatmış olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamakta. ortaya dökmekte de hiçbir sakınca görmemekte.

zamanında bende aynı boku yedim biliyorum. kimse bir ilişkiye ben bu herifi/kadını garanti boynuzlarım diye başlamaz tabii, hasbel kader aldatmak/aldatılmak boktan bir durum. ikisini de o kadar çok yaşadım ki... yazıya başlarken düşündüğüm konu bu değildi ama konu kendini seçti. aldatmak/aldatılmak üzerine zırvalayalım biz de biraz.

şunu hiç anlayamam mesela ne erkeklerde, ne de kadınlarda, aldatılmaktan ölesiye korkmak. köprüleri atmak, kapı önüne koymak, eline geçirdiğin ilk vazoyu herifin kafasında kırmak, kadına o hırsla bir tokat atmak, sinsice planlar kurup kör kuyulara düşürme girişimlerinde bulunmak... bana nedense çok gereksiz geliyor. sinirlenilen şeyin ne olduğunu da pek anlayamıyorum.

lisedeyken aldatılmalarımın nedeni -kürkçü dükkanına dönerken söylenen bahaneler- bakire olmamdı. o dönem ki erkek arkadaşlar kendilerince beni 'sikemeyeceğinden' bahsediyordu. bu zaten başlı başına problem, 'insan sevdiğini siker mi?!' sevişmek değil, seks değil, illa ki bir tu kaka durum.

yıllardır diyorum, seks pis değil, kaka hiç değil. dünyanın en zevkli şeyi, aşık olunan adamla ayrı zevk, sadece teninin istediği bir adamla da muhteşem bir zevk. hiçbir zaman 'namuslu' görünme derdinde olmadım, iyi aile kızını oynayıp binlerce dolap çeviren kızlara da bir o kadar uyuz oldum. neyse. konu dağıldı yine.

ne diyorduk lise yıllarında aldatılmak buydu. ben bakireydim, kimse de ben sana bu kötülüğü (!) yapmak istemiyorum, sen benim için özelsin, ama erkeğim ihtiyaçlarım var durumuydu. e tabii serde saflıkta var, ilk heyecanlar falan. yiyorsun da bunları, yediriyorlar.

büyük konuşurdum, aldatacağıma ayrılırım. bunu yapanlara büyük saygım var helal olsun da ben onlardan değilim maalesef.

zaman geçtikçe e tabii bir de kendimizi şehvetli kollarda, pozisyondan pozisyona koşarken bulunca işin içine ego denen nane girdi.

her hayata giren erkekten bir şeyler öğrenildi, doğal yetenekler itinayla ortaya çıkartıldı. aldatılmak, lisedeki gibi gözü yaşlı bırakan bir şey değil, sinirden gözün kararmasına yol açan bir kılığa büründü.

- e hani muhteşemdim yatakta mahmut, bu ne şimdi? o sürtükle işine ne?!


aldatmakta bunun gibi bir şey, hele bende ve çevremdeki bir kaç iyi çıtır kızda gördüğüm sorun mu var, kavga edelim, konuşalım, çözelim üzerinde yürüyor işler. e sen yürütüyorsun da karşı taraf napıyor acaba. karşıdan bir çaba görmeyince bir haller başlıyor. sevdicek seni beğeniyor belki, aşkına, sadakatine bıdı bıdısana inanıyorsun belki, bütün bunların yanında da çarşafları yakan döneminiz geçmiş olsa bile hala başarılı bir seks hayatı da var. yetmiyor yetmiyor.

klasiktir. kadınların aldatması daha azdır ama daha tehlikelidir. kadınlara yüklenmiş böyle duygusal bir misyon var. içten içe kadınların dünyaya yaydığı bir tez olduğunu düşünüyorum bunun.

- mahmut boynuzu yedin ama sor bi neden yedin?! sen bunu yapmaya ittin beni. (hıçkırıklar)

kadınlar da sadece seksin peşinden gidebilir, onlar da hayatlarındaki adama değer verdiği halde kurtlanıp başkalarıyla beraber olabilir, onlarda dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak istemeyebilir. olabilir bunlar.

şöyle bir bakınca hep bir bahane uyduruyordum aldattım ama neden?! canım istedi. aldatmak güzeldir demiyorum, kaka o. ama başkasıyla flört ettiğimde, yattığımda ya da kahve içtiğimde vicdan azabı çekmiyorum en azından şuana kadar çekmedim. hayatımda olan adamların da hiçbiri farketmedi aldatıldıklarını. kesin çıkar birileri sende aldatıldın belki bilmiyorsun, hoş mu bu yaptığın der.
bende derim ki ona; haklısın, yaptığımı meşrulaştırmıyorum. ama yaptım, yine olsun yine yaparım. istedim yaptım, hesabını kime ve niye vericem.

ha şu da var tabii yakalanmış olsaydım aynı şekilde mangalda kül bırakır mıydım bilemem. ama yakalanmamanın verdiği haz, sadece anlık bir kaçamak kötü de hissettirmiyor insana. bilinmeyen şey, karşı tarafı üzmüyor da.. hayatımız mutlu mesut devam ediyor ve bir noktada başka sebeplerden ilşikiler noktalanıyor.
içten içe aldatmayacağım bir adam arıyorum, benim bu damarımı uyandırmayacak birini. hala gelmedi, bekliyorum.

bir de her sevgili adayının sorduğu meşhur cümledir. 'hiç aldattın mı?', namuslu pozuna bürünmediğimi söylemiştim. evet diyorum aldattım tadını biliyorum. neden hiç aldatıldın mı diye sormuyorsun. egomun aldığı yara seni ilgilendirmiyor çünkü, senin egona ne zararlar verebileceğim ilgilendiriyor seni. e öyle başa böyle tarak bebeğim. ben senin geçmişini kurcalamıyorum bırak geçmişte kalsın, sen benimkini niye deşiyorsun!?

ex sevgili mi? onunla da bir ipte iki cambaz sekiyoruz şimdilik. flörtün dibine vuruyoruz. yıllar önce lisede yaşanmamış yatak maceramızın nasıl sonuçlanacağına dair bir iki tahmin yürütmeye çalışıyorum.

bu nağme 

Bir Utanç Seksi : Dersaneci

sahip olduğum ilk uzun ilişkim bitti. terkedilmek ne güzel şey anlatamam. sorumluluk yok, karar verilmiş seçim şansın yok, isteğe göre ağlarsın, sızlarsın, içersin, küfredersin, yedekte duran ya da yeni tanışılmış insanlarla saf sekse yoğunlaşırsın - sadece zevk, duygusallık yok, bağlanma yok, söz yok, aradı aramadı derdi yok -, ayrılığı kabullenmek zorunda kalan taraf olarak pişman olma riski yok.

terkedilmek güzel şey ve kimse kıymetini bilmiyor. bu uzun ilişki de terkeden bendim maalesef. pişman olur muyum, alışkanlıklar, karşı tarafın üzgün görünümü, umutlu hali sonrasında gelen önüne gelen her kızı her köşede becerme durumu, bunun göze itinayla sokulması. abi bir kere adamın her hareketini biliyorsun. gözüne sokuldu mu kız da artık herhangi biri olmuyor, yüzü olan legal bir şekilde dolanan herifin altına aldığı bir sürtük oluyor. korkunç. diyeceksin ki ' be kadın sen ayrılmışsın ne tantana ediyorsun.' öyle değil işler. bilebilirsin her köşe başında bir kızı becerdiğini ama gözünün önünde olunca kıskançlıkla karışık aptal duygulara gark oluyorsun. yediremiyorsun. -belirtmiştim ilk uzun ilişki, yaşanmışlık çok tabii- neyse.

konu bu da değil. terket ya da terkedil farketmeksizin biraz da orospu bir ruha sahipsen - hadi şuna flörtöz diyelim gönlünüz olsun - bir süre yalnız kalmak iyi geliyor. işten arta kalan her anda bir köşe başı flörtü bir hani nerde benim tekilam beyler durumu. sanırsın dünya sana hizmet ediyor. arayış yoktur ama kucağına düşerler bir şekilde.

işte o kucağa düşüş günlerinin haricinde bir de alakasız bir arkadaş grubuyla içersin edersin. aklından flört bile geçmez bırak doyasıya seksi.

o günlerden bir gün 'dersaneci'yle tanıştım. daha doğrusu var olan bir tanışıklık var, denk geliniyor arada ama samimiyet yok. hasbel kader aynı ortamda pişti olduk. ooo ev var, muhabbet var neden tekila yok?! neden olmasın dolduralım boş shot bardaklarını.

2 hatun 2 erkek, dersaneciyle karşı gruptayız diğer ikiliye oynuyoruz. hadi artık açık edin canım hislerinizi diye. salak sulak bir seks muhabbeti geçiyor. seks muhabbeti dediysem aldanma okuyucu, bildiğin 'ben hiç..' oynuyoruz. fena da değildir hani sabıkam ,alıyoruz sazı elimize dersaneciyle. içkinin kızlar üstündeki etkisi yadsınamaz. hele de iyi içenin üstünde. libido ufaktan tırmanır. seni bilemem ama ben saatlerce oral sex yaparım sanırım yeterli miktarda votka sağlanırsa.

ilerleyen saatlerde tekila su niyetine içilmiş, üstüne oynadığımız çift farklı köşelerde sızmış ve bir şekilde dersaneciyle yalnız kalmıştık. maalesef o seks hiç saf seks olmadı. evet tanım itibariyle beklentisiz, aramasız falan belki ama. o kadar alakasız bir adam ki. yok yani milyon yıl geçse aklıma gelmez.

velhasıl şunu farkettim ki;
- uzun süre tekila içemeyeceğim,
- dersaneci uçup kaçtığı gibi yatakta iyi değilmiş,
- üstteki madde beni yıllar önce öğrendiğim başka bir noktaya getiriyor ki ''diline vuranın beline vurmaz, beline vuranın diline vurmaz'',
- düşebileceğim son nokta buymuş, hunharca içki içip libidoma dış kaynaklı bir tavana vurdurma yapacaksam, sevişeceğim herifi de el altında tutmam gerekiyormuş,
- kıskançlık öyle bela bir duygu ki, egoya vurulan öyle bir kazma ki kel bir dersaneciyle yatmak egoya bir de hançer saplamakmış,
- seviştiğim hiçbir adamdan, hiçbir sevişmeden utanmamıştım, şu zamana kadar.

- uzun süre tekila içmeyeceğimden bahsetmiştim değil mi?!

bu nağme 

'melankoli' - bir ldr masalı

bir varmış bir yokmuş, doğru zamanda yanlış yerde tanışıp kendilerini aşık olduk sanan bir çift varmış. aralarına mesafeler girmiş, yok biz mutluyuz buna bir isim koymaya gerek yok demişler, konuşmuşlar, görüşmüşler ama ülke ayrılığı bu söz dinler mi, gitgide mesafe açılmış.

artık dile getirilmesede bir durum varmış, kmlerden öte bir mesafe varmış. 'melankoli'k beyaz atlı prens kızımızı gece yarısı uykusundan uyandırmış ve kulağına fısıldamış: ben daha fazla dayanamicam.

masal bu ya kızda anlamamış, uyku sersemliği de var tabii sanmış ki beyaz atlı prens yaşadığı krallıktan sıkılmış.
dostça konuşmuşlar, olmayan ilişkiyi sonlandırmışlar.

güzel masal değil mi? dostça ayrılıklar falan.. yok değil üzgünüm. zira midem bulanıyor. ihale yine üstüme kaldı yine üstüme kaldı. hiç ayrıldık demek zorunda kalmicaksın de, bütün şartlara rağmen ilan-ı aşklar et, sonra da gecenin bir vakti ben dayanamicam de. 'melankoli' görüşememekten sıkılmış ve tabii kızımızı üzmek istemediği için kaç haftadır depresyon çukurlarında sürünüyormuş.

hayır anlamadığım şu; bir ilişki, bir söz olur ortada kırılıp dökülürsün o da yok, ben karalar bağladım dayanamadım, tutamadım daha fazla içimde demeye, bu kadar gereksiz bir acındırmaya ne gerek var?! hele ki telefonda söylemek istemedim, e iş yerinde moralini bozmak istemedim diye bıdı bıdı yapıp gecenin bir vakti uykumdan beni uyandırmaya ne gerek var? bence de yok.

sonra özgürüm galiba diye dolanmaya hiç gerek yok. kim sana pranga taktı arkadaş ben de bunu anlamıyorum.

bu nağme 

this is the time of the revolution.

18.5.10 yazar D.M 0 bence..
infected mushrooms'un başka bir mesai günümde kulağıma fısıldadığı nağme olan converting vegetarians ile açılışı yapmış bulunuyorum. bir iki blog girişimine tam adapte olamadığımdan bunu sonuncusu olarak görüyor ve umuyorum. yoksa zaten bu blog aleminde tutunamam deyip başımı alıp kaş'a yerleşip domates falan ekeceğim. evet. o halde başlıyoruz efem.

ilişkiydi kadındı erkekti hepimizin bildiği ıvır zıvırlar üzerine potpuri oluştaracağım. iyi seyirler.

bu nağme 

paylaştıkça güzelleşiyorum

Bookmark and Share